Kara Kutu
25 Kasım 2012 Pazar
Halil Cibran aforizmalarından bana kadar seçmeler
16 Kasım 2012 Cuma
Erkekler niye ağlamaz ?
Bir erkeği ağlatmak için tek bir duygunun yoğun baskısından fazlası gereklidir. Eğer aynı anda birbirinden alakasız beş-altı duyguyu birden hissettirebilirse sana birisi ya da bir şey. İçinde dizginlenemeyen garip bir girdap oluşur. Karnına bir yumruk vurup, yanaklarında ve dil altında acı bir tat bırakır. Son olarak kulaklarından göz çevrene hücum eder bu girdap.
Sen kaçınılmaza ulaşmışsındır artık. Geciktirmek için yutkunursun,sonra bir kez daha. Konuşmak istersin, sesin boğuklaşır. Ve içindeki girdabı verirsin dışarıya.
Beni bu gece bunu yazmaya iten bir fotoğraf oldu mesela. İnsan gördüğü bir güzellik karşısında ağlamak ister mi? Bence ister. Çünkü güzellik sadece bir güzellik değildir aslında. O bugüne kadar erişmek isteyip erişemediğim herşey, aynı zamanda bu dünyada umudun var olduğunu gözleriyle müjdeleyen bir haberci. Cesaretsizliğim, dışarıdan hissedilmeyen egom, karamsarlığım, boşvermişliğim, özlemlerim...
Hiç tanımadığım birisi olarak, hiç tanımadığı biri tarafından üzerine hiç bu kadar düşünmediği bir fotoğraf hakkında bu kadar çok düşündüğümü bilse vereceği tepki ne olurdu acaba?
Ya da bu yazıyı okuyan sen? Senin verdiğin tepki ne oldu acaba?
Hatırlat da haziranın sonunda çocukluğumu yakalım
Senegalliler dahil değil.
Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
O vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
Yoksa seni rahatsız mı ettim?
Sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
Ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
Elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
Elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
Freud diye bir şey yoktur.
Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
Haydi iç de çay koyayım.
Ah Muhsin Ünlü
28 Ağustos 2012 Salı
Belkiler,sankiler falan...
-Sen hep göz önündesin. Sen kurallara uyan çocuksun...
Sonra sarıldık. O an ikimiz de birbirimizin neden bahsettiğini bilmiyorduk mesela. Çok sürmedi sarılma. Artık aradığım sığınma hissini orada da bulamıyorum çünkü. Ben aradığım çoğu şeyi bulamıyorum artık çevremde. İnsanlar mı değişti ben mi değiştim bilmiyorum. Olsun. Tamamen boşlukta sallanmaktan iyidir diyorum. Belki kendimi tamamen boşluğa bıraksam seni bulurum diyorum. Belki tamamen kaybolurum. Belki. Belki iyi bir şey bütün ağırlıklarından kurtulup rüzgarın estiği yere gitmek. Ama ben yapamadım/yapamıyorum/yapmak istemiyorum ve o kırılma noktasına gelene kadar da yapamam bunu. Hangi kırılma noktası? O kırılma noktası işte canım. Hani senin senin ve senin, çoğumuzun yaşadığı o kırılma noktası. Hani o güne kadar olduğun ya da olduğuna inandığın veya -başkalarının seni öyle görmesi yüzünden- üzerine yapışmış çekeleye çekeleye oldurduğun kişiliği tümüyle inkar edip çok kısa sürede bambaşka bir insan haline geldiğin o nokta. Biliyor musun? Ben o noktaya çok kafa yordum mesela. Nedir dedim insanları o noktaya iten şey. Bu işin belirli bir yaşı var mı? İçinden çıkamadım. İnsan içinden çıkılası bir varlık değil zaten. Boşuna elektronik cihazlarla uğraşmayı seçmedim. Hem daha kendime adam akıllı bir teşhis koymamışken bana mı kaldı etraftaki insanları çözümlemek? Sahi şimdi hatırladım. Sen kimsin daha onu da bilmiyorum aslında.Her yüzde her gülüşte sana dair izler arıyorum. Her seferinde buldum diyorum. Bu sefer sensin işte. Ama ilk zamanlar beliren yüzün gün geçtikçe eksiliyor ve gidiyorsun yine uzaklara yine boşluklara. Sen mesela kendini özgür ruh olduğuna inandırmışlardansın. O kadar hızlı o kadar devingen o kadar değişkensin ki ayak uydurmak için kendimi tüketiyorum. Sana ulaşmak için kullandığım her araç tek tek geride kalıyor. Boşlukta ayağımın altına zar zor döşediğim her basamak sallanıyor. Ve bende ne geri dönmek için yeterli korku ne de bilinmezliğe gitmek için yeterli cesaret var. Kurallara uyan çocuktan kuralsızlığa anca bu kadar gidilebiliyor. Sana bir şey söyleyeyim mi? Bir gün içindeki o yangın sönecek. Oraya buraya çarpmaktan yorulacaksın, ileri gitmek için ne gücün ne de arzun kalacak. İşte o ara ben hala düşmemiş olursam birlikte döneriz sıkıcı dünyamıza. Hem zaten gözlerin. Onlar sende olduğu sürece benim sana hayır diyebileceğim bi dünya yok. Öyle işte.
23 Temmuz 2012 Pazartesi
Psikoz Hikayeler No:2 - İlahi Olmayan Tarafından Bi Komedya -
Put a gun against his head
Pulled my trigger, now he's dead
Mama, life had just begun
But now I've gone and thrown it all away
Mama, ooo
Didn't mean to make you cry
If I'm not back again this time tomorrow
Carry on, carry on, as if nothing really matters
Sends shivers down my spine
Body's aching all the time
Goodbye everybody - I've got to go
Gotta leave you all behind and face the truth
Mama, ooo…
His hand upon your hand,
His lips caress your skin,
It's more than I can stand!
9 Eylül 2010 Perşembe
Psikoz Hikayeler No:1 - Duvar Saati -
(uzun süredir hikaye yazmak için aklıma güzel bişey gelmiyordu. saat 09.30 sularında yarı uykulu vaziyette aklıma düşen bu fikir Penguende severek takip ettiğim üstad Kenan Yarar’ın psikoz hikayeler köşesindeki hikayeciklerinden esinlenildiği için bu adı aldı. üstada selamlar olsun buradan…)
Ersin yavaş adımlarla evine çıkan 5 basamağı tırmandı. -Zaten giriş katında oturmanın nispeten düşük kira ödemekten başka tek iyi yanı buydu.- Elindeki poşetleri tek eline toplayıp boşta kalan elini cebine attı. Hasss! “ Murphy yine benimle uğraşıyor” dedi içinden. Sonra sakinleşmeye çalışıp diğer eline aldı poşetleri ve bir kerede anahtarı deliğe soktu. Çevirdi. İçeri girdi. Evin kokusunu içine çekti. O karışık kokuda aradığı bir şey vardı. Rutubet, sigara, toz, yeni asılmış çamaşırlardan gelen deterjan kokusu ve evet nihayet Figenin kokusu. Gün boyu hasret kalıdığı koku. Tekrar sarılmayı arzuladığı insanın kokusu…
Elindekilerden kurtulup, yatak odasının yolunu tuttu. Attığı her adımda 15 yıllık parkeler gıcırdıyordu. Üstünü başını değiştirdi, saatini çıkarıp masasına koydu. Oturma odasına geçti. Birkaç spor haberi izleyip maç sonuçlarına baktı. Kafasını meşgul etmeye çalışıyordu ama zaten kafasını meşgul eden bir şey vardı: Sabah Figenle yaptıkları kavga. Aslında ilk kavgaları değildi. 2 yıllık evli bir çift olarak pek çok kere kavga etmiş, günlerce küs kalmışlardı. Ama bu sefer ki farklı geliyordu Ersine. Sanki bu sefer çok kırmıştı Figeni.
Tik tak tik tak… Saat ilerliyordu. Ersin sürekle kafasında o sabahı tekrar tekrar ve her seferinde kendi kabahatini daha da büyüterek yaşıyordu. Çok kötü şeyler söylemişti ona. Figen onu bırakıp gitse hakl…Yok yok olamaz böyle bi fikri aklına getirmek bile korkunçtu. Oysa ne kadar güzel başlamışlardı ilişkiye. Aralarındaki onca farka rağmen.
Şimdi burada dönüp onların hikayelerini anlatmam gerekiyor. Ama çok şey bilmiyorum ikisi hakkında da. “İlahi bakış açısı”nda olan birine ters bir durum deme şimdi. Ben de sadece bana bahsettikleri olaylar kadar hakimim onlara. Bildiklerimden bir kısmını paylaşıyorum sizinle. Hikayenin devamlılığı açısından faydalı bence. Ersinle Figen kolay kolay bir araya gelemeyecek iki karakterdi. Figen daha uçarı dışa dönük bir insanken Ersin kontrollü ve ufak tefek takıntıları olan biriydi. Ama ikisinin de en çok sevdiği şey diğerleriyle uzun uzun sohbet etmekti. Sohbetler sırasında Figenin ağzından çıkan 2-3 cümle Ersini sarhoş etmeye yetiyor, onu ne dediğini bilmez bir hale sokuveriyordu. Kendini toparlamaya çalışan Ersin bazen konuşamıyor, bazense işi geyiğe vurup muhabbetin içinden çıkıveriyordu. Bu halleri Figenin çok hoşuna giderdi. İşte böyle böyle, bir şekilde evliliğe kadar gittiler…
Tik tak tik tak… “Gideli saatler olmuş olmalı. Baksana ben eve geldim geleli kaç saat geçti. Yok yok çok kırdım kalbini.”
Tik tak tik tak… “Off gerçekten terk mi etti beni acaba? Yok yok olamaz yapmaz öyle şey.”
Tik tak tik tak git ti git ti… “Yok hayır olmaz gidemez!”
Tik tak tik tak KAÇ TI GİT Tİ… “Kaçtı mı benden gerçekten de? Kaçmadıysa bunca saat neden evde yok.”
Tik tak tik tak A RA SA NA… “Arıyorum, arıyorum telefonu kapalı. Hiç kapamazdı telefonunu.”
TİK TAK TİK TAK TERK E DİL DİN… “Terketti. Ben eve geleli 8 saat oldu. Kabul et artık. Benn... ”
Tik tak tik tak tik tak tik tak…
Şimdi girişteki beş basamağı çıkan Figendi. Anahtarın deliğini asla tek seferde tutturamazdı. Üçüncü denemesinde açtı kapıyı. Işıklar yanıktı. Demek ki Ersin eve gelmişti. Sabahki ufak tartışmalarından sonra Ersin dışarı çıkmış, Figen de evin içinde kalamayıp arkadaşına gitmişti. Her zamanki saçma tartışmalardan biriydi bu da. Ersin duvardaki saati atıp yenisini almak istemiş, Figen ise buna karşı çıkmıştı. Sonra eski defterler açılmış, bir tartışma alıp yürümüştü. Yeni bir kavga konusu olmaması için eve erken döndü. Zaten telefonu da kapanmıştı. Ersin için çok iyi bir malzeme olabilirdi bu konu.
Oturma odasına girdi o meşhur saat çarptı gözüne. Yere düşmüştü ama hala çalışıyordu. Dikkat etti, gariplik vardı: 6 saat birden ileriye atmıştı. Çok da aldırmadı. Ersini görmek istiyordu. Yavaş yavaş yatakodasına yöneldi. 15 yıllık parkeler tekrar gıcırdamaya başladı. Sonrasında derin bir sessizlik ve duyulan iki ses…
İlki Figenin acı bir çığlığıydı…
İkincisi ise Figene eski sevgilisi tarafından hediye edilmiş duvar saatinden gelen zalim kahkahalardı. Tik tak tik tak tik tak…
6 Eylül 2010 Pazartesi
soner sarıkabadayı üzerine
sertab zaten başka bir yazı konusu. ileride "güzelliklerinden öte diğer özelliklerine hayran olduğum dişi varlıklar" adında bi derleme yaparsam ikinci sırada yer alacak kişidir. ilki kesinlikle gülse birseldir. sertabın bu son albümü çok güzel gerçekten özellikle koparılan çiçekler başyapıt denecek ölçüde. ve soner hakkında yavaş yavaş çatırdayan önyargılarım o şarkınında sonere ait olduğu bilgisiyle tuzla buz oldu. gerçekten takdir ettiğim bir müzisyen haline geldi pek içinde olmadığım pop dünyasında. umarım böyle devam eder. son olarak koparılan çiçeklerden bir bölümle veda ediyorum canlarım.
İyi ki varsın,
İyi ki sevmişim seni
Hem aldın, hem çaldın
Helal sana
Yok istemem diyen gönlüm
Çöle bile razı şimdi
Yanlış yola giden bendim
Lütfen dön gel